ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2009 Cuma

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMA-MA-SI


Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz
Neredesin Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost
Bu Gemi Bu Karadeniz
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Ararım İzini Dolmabahçeden
Bir Daha Dönmezmi Bu Yola Giden
İçimde Sen ,Gözümde Sensarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Kurban Olam Yürüdüğün Yollara
Kara Peçe Yakışmıyor Kullara
Uyan Bak Bizim Hallara
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Bulutlar Terinden, Dağlar Kokundan
Sarhoştur Sevdiğim Mahsuni Bundan
Bir Daha Gel, Gel Samsundan
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost
Aşık Mahzuni Şerif

...Öyle yoz öyle sıradanki herşey, gördüğüm en mış gibi yapılan kuru yavan bayram kutlamasınaaslında kutlama-ma-larına şahit olunca Cumhuriyet genci olarak üzüldüm.Kişisel aile tarihimde büyük büyük babamın Çanakkale'de şehit olup bir daha eve dönmeyişi ve 98 yaşındayken bile dedemin bunu hep aynı coşku,gurur ve gözleri buğulu defalarca anlatışı aklıma geldi.Üzüldüm....Dün yapmış olmak için yapılan bayram törenlerindeki ,ruhsuzluk...Halktan yok denecek kadar az insanın oluşu... Çocuklar için işkenceye dönüşen protokol yürüyüşleri...Üstelik bir gün önce de soğukta saatlerce yapılan protokol yürüyüş provaları.Bu bayramın içinin nasıl boşaltıldığının ispatı oldu bir kere daha benim için.Dediler ki,miniklerim bana ;"bayram bayram diyordun, çok sıkıcı! yürüyüş bayramı bu" ayaklarını tutup sızlana sızlana...

.. ve daha 7,8 yaşlarında belkide daha da Küçücük bir çocukken , tesadüfen komşu kasabanın pazar yerine gittiği o ender günlerin birinde, bir yaşlı adam oradaki köylülerden birine der ki;
" Yassıhöyük'ten birini bulun gelin bana".Bulurlar bir çocuk.
Der ki," amcam sen yassıhöyüklü müsün"?
"Hıı ben ordanım", der çocuk biraz ürkek .
"Amcam sizin ordan Abazlı Üsen(Hüseyin) varımış, sen pek bilmezsin ya büyüklerin bilir .İşte onunla biz Çanakkaledeydik .Onun genç bir karısı varmış, herhalde yaşıyosa da şimdi bir de çocuğu olcek sen gadar... İşte onlara söyle babaları Çanakkale'de galdı .Oğlum ,şehit oldu O Üsen, benim yanımda."

Dedem küçücük çocuk yüreğiyle anlar. Hiç göremediği babasıdır ve gelmeyecektir artık hiç.Tıpkı babasından önce ölen diğer 6 amcası gibi...Geride ona babalık edecek gözü yaşlı dedesi vardır; 6 erkek çocuğunu da bu vatan için veren.
Dedem elden ayaktan düşene kadar hep cumhuriyet bayramı törenlerine katılırdı.5 vakit namaz kılardı ama hiç engel değildi dindarlığı elbette Cumhuriyetçi'liğine.Yaşamıştı o yılları. Hep dualar ederdi namazlarından sonra Atatürk!e,kendi babasına,tüm şehit ve gazilere..."Şükür" derdi, "şükür bayrağımız var,cumhuriyet" var.
4 yıl askerlik yapmış 2. dünya savaşı sıralarında .Gittiğinde ilk çocuğu yoldaymış.Döndüğünde amcam 4 yaşında bir çocuk sokakta,tanıyamamış.Senin oğlun işte bu ,demişler.Kucaklamış."Kızmadın mı, kaçmadın mı dede? 4 yıl askerlik olur mu" derdik.Kızmam ben ,"savaşta babamı kaybettim" ama; "İsmet Paşa bizi savaşa sokmadı benim çocuklarım babasız kalmadı" derdi.
Biraz özel oldu belki ama bir cumhuriyet genci olarak kişisel aile tarihimin gizli çekmecelerini açmadan edemedim .Bu cumhuriyet bayramı çok üzüldüm.



BURSA NUTKU

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

25 Ocak 2009 Pazar

ANIYORUZ...

Çok yağmur yağıyor... Çisil çisil güzel güzel.Hüzünlü...Uğur Mumcu, 19 sene önce ATATÜRK'Ü anmış. Bugün içinde yaşadığımız siyasi ve sosyal ortamı görürcesine.Ne diyeyim okuyun benim hissettiklerimi hisedecek siz de üzülecek misiniz?



GÖZLEM
Uğur Mumcu

ANIYORUZ...
Tarih: 10.11.2008 18:21:17

Bugün, gün 10 Kasım. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ve devrimlerin önderi Atatürk’ü, bu ölüm yıldönümünde her gün artan saygılarla anıyoruz.

Bu yıldönümünde de bu ulusal kurtuluşçu ve devrimci, basmakalıp beylik sözler ve yapay bağlılık söylevleri ile anılacak. şu sözleri ne TRT’de duyulacak, ne bu sözler söylevlerde yer alacak:

¨Efendiler! Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı güven altında bulundurabilmek için hepimiz, bütün ulusça, bizleri yok etmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı ulusal topluluğumuzla savaşmayı seçen bir öğretiyi izleyen insanlarız. (1 Aralık 1921, Söylev ve Demeçler-1, s. 198).

¨Efendiler! Yaşamın felsefesi, tarihin garip oluşumu şudur ki, her iyi, her güzel, her yararlı şey karşısında onu yok edecek bir güç belirir. Bizim dilimizde buna yobazlık denir. İyi bir şey yaptınız mı, biliniz ki bunu yok etmek için karşınıza ters bir görüş, gerici bir güç çıkacaktır. Onun içindir ki yapmadan önce o kara gücün yok edilmesi önlemini de almış olmak gerekir. (Arı İnan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, s. 109).

¨Yüzyıllardan beri boyun eğmeye alıştığımız bir yönetim biçiminin dışına çıkarak dünyada benzeri olmayan bir devlet kurduk. Ama bu yenileşmenin kesinlikle ters yönden bir davranışı gerektireceğini aklımızdan çıkartmamak gerekir.Bu davranışa özel deyimiyle “irtica” derler. Yaptığımız işler ve aldığımız sonuçlara göre bu gibi gerilikler her zaman beklenebilir. (22 Ocak 1923, Söylev ve Demeçler-2, s. 68-69).

¨Efendiler! Yeryüzünde 300 milyonu aşkın İslam vardır. Bunlar, ana, baba, hoca eğitimleri ile eğitilmekte, ahlaklanmaktadırlar. Ama ne yazık ki, gerçek olan şudur ki, bütün bu milyonlarca insan yığınları, şunun bunun tutsaklık ve aşağılatıcı zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve ahlak onlara bu tutsaklık zincirini kırabilecek insanlık seçkinliğini verememiştir, veremiyor. Çünkü hedef ulusal değildir. (22 Eylül 1924. Söylev ve Demeçler 2, s. 198)

¨Uygar ve uluslararası kıyafet, bizim için çok cevherli, ulusumuza yakışır bir kıyafettir, onu giyeceğiz! (...) Yunan başlığı olan fesi giymek caiz olur da şapka giymek neden olmaz? Ve yine onlara ve bütün ulusa anımsatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel giysileri olan cübbeyi ne zaman ve nasıl giydiler? (28 Ağustos 1925; Söylev ve Demeçler 2, s. 210-211)

"Kimi yerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez ya da peştemal ve buna benzer bir şeyler atarak, yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir ya da bir yere oturarak yumulur. Bu davranışın anlamı nedir? Efendiler! Uygar bir ulus anası, ulus kızı bu garip şekle, bu vahşi görünüşe girer mi? Bu hal ulusu çok gülünç gösteren bir görünümdür. Hemen düzeltilmesi gereklidir." (30 Ağustos 1925, Söylev ve Demeçler 2, s. 217)

"Efendiler! Ve ulus! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. En doğru yol, en gerçek tarikat, uygarlık yoludur. Uygarlığın buyruk ve isteğini yapmak insan olmak için yeterlidir". (30 Ağustos 1925. Söylev ve Demeçler 2, s. 215).

"Unutmamak gerekir ki, ulusun egemenliğini bir kişide ya da belirli kişilerin elinde bulundurmakta yarar bekleyen bilgisiz ve aymaz insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini kuruntudan doğan bir gücün temsilcisi sanırlar ve bundan hoşlanırlar. Onların çevresindeki çıkarcılar bunu din giysilerine büründürerek bütün ulusu aldatmaya, kandırmaya çalışırlar. Nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. En sonunda ulusun kulağı bu nağmelere dolar ve telkinlerin din gereği ve gerçeğin özü olduğunu sanır. Bu gibilere gerici ve davranışlarına da gericilik denir... (...) Kesinlikle ve korkmadan söylerim ki, ulusal egemenliğimizin her zerresini şu ya da bu yolla kayıtlamak isteyenler en koyu gericilerdir ."(31 Ocak 1923, Söylev ve Demeçler 2, s: 88)

Dinsel gericilik bugün devletin resmi siyaseti olmuştur. Atatürk'ün bu sözleri bunun için anımsanmaz, bu sözleri okullarda ve TRT'de bunun için dillere alınmaz.
Atatürk'ün bu sözlerini birer inanç ve direnç kaynağı olarak yüreklerimizde taşıyoruz!

Uğur Mumcu

(Cumhuriyet, 10 Kasım 1990)

Uğur Mumcu, um:ag Yayınları, Bütün Yazıları Dizisi 35, Petrol Bekçisi

21 Ocak 2009 Çarşamba

BAKIŞ AÇISI

BAKIŞ AÇISI

Dönem dönem bazı çevrelerce yerden yere vurulan ,bazı insanlarca insan oluşu unutulan O güzel insanla ilgili bir dostum bir yazı göndermiş.Yazı beni öyle çok düşündürdü ki…Biz ne kadar kusursuzuz.Yok mu hiç insani zaaflarımız?...doğrular ,dogmalar ve kurtulamadığımız ön yargılarımız. Bir kere daha ,nereden ve nasıl baktığımıza bağlı olarak, gölgenin ve ışığın sürekli değiştiğini fark ettim. Doğru yerden ve çok yönlü bakmak bu mudur?...Peki neden öyleyse bu akbabalığımız .Neden?...

KARDELEN

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.BANA MAİL YOLUYLA GELDİ KİMİN YAZDIĞINI BİLMİYORUM ANCAK PAYLAŞMAK İSTEDİM.İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI
İYİ DE YAPMIŞ. Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan
ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde
bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur
atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI
O KADAR.....

20 Ocak 2009 Salı

KUVAYI MİLLİYE NEDİR?



24 OCAK YAKLAŞIRKEN....
Uğurlar olsun! hem bir vedalaşma sözüdür. Hem de güzel şeyler olsun, ışıltılı şeyler olsun diye, kullanılır bizde. Ama benim hayatımda bir sızı, bir hüzün bir ağıttır... O yüzden yürek dolusu "Uğur"lar olsun! bu ülkede demek istiyorum. Uğur'lar olsun ki; uğursuzlar uzak dursun ,aşımızdan, işimizden, canımızdan...
KARDELEN 20,OCAK,2009 22:45



Kuvvayı Milliye nedir? Bugün ne anlama gelmektedir?

"Kuvvayı Milliye", ilk kez, Kurtuluş Savaşında görev alan milis güçleri anlamında kullanılmıştır. "Kuvva" Arap dilinde "güç" demektir. "Kuvvayı Milliye" de ulusal güçler anlamına gelmektedir.

"Kuvvayı Milliye", işgal altındaki bir ülkede halk tarafından oluşturulmuş direniş örgütleridir; bu özellikleri ile bir sivil örgütlenme modelidir. "Kuvvayı Milliye", sonradan ulusal Kurtuluş Savaşına katılan herkesi kapsayan bir kavram olarak kullanılmıştır.
KUVVAYI MİLLİYE NEDİR?

Bugün "Kuvvayı Milliye" denilince akla askerler, ordu, ihtilaller ve cuntacılık gibi kavramlar geliyor. Ne kadar yanlış! Kuvvayı Milliye, o tarihte, işgalci emperyalist ordularına karşı savaşan, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı ile bütün etnik grupları kapsıyordu.

Örneğin doğu ve güneydoğuda Cibranlı Halit Bey, Hesananlı Halit Bey, Mutki Aşireti Reisi Musa gibi Kürt liderleri, Hormek ve Lolan Aşiretleri gibi Alevi aşiretleri; batıda Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe gibi Türkler; Çerkez Etem, ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler de Kuvvayı milliye olarak savaşa katılıyorlardı.

"Kuvvayı Milliye Ruhu" da işte bu demekti. 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, bütün bu grupları ve örgütleri aynı amaç çevresinde birleştirmişti.

"Kemalist" kavramı da tam bu sırada ortaya atıldı. "Kemalist" o günlerde, İngiliz istihbarat örgütü gizli yazışmalarıyla Amerikan basınında milliyetçi, Bolşevik ve isyancı anlamlarında kullanılıyordu. Bu açıdan, emperyalist ordularına karşı anayurtlarını koruyan herkes, Türk, Kürt, Çerkez, Arap, hepsi de "Kemalist" sayılıyordu.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının amaçları bağımsız bir cumhuriyet kurmaktı. Bağımsızlık iki bakımdan önemliydi. Emperyalist batılı ordulara karşı verilen savaş sonrasında kurulacak devlet, batı dünyasına karşı bağımsız olacaktı. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal'e ve Ankara hükümetine her türlü yardım ve desteği sağlayan Sovyetler Birliği'ne karşı da bağımsız bir siyaset izlenecekti. Bu bağımsızlık da onurlu ve ulusal bir devlet olmanın koşuluydu.

Bugün, kendilerini "ırkçı ve Turancı" sayan birçok insan ünlü Enver Paşayı bu ülkünün lideri olarak selamlar. Enver Paşa, bir serüven adamıdır. Birinci Dünya Savaşında siyasal yazgısını, Talat ve Cemal Paşalar ile birlikte Alman işbirlikçiliğine bağlayan Enver Paşa, 1920 yılı Ağustos ayında Sovyet lideri Lenin'in isteği doğrultusunda Bakü'de toplanan kongreye katılır. Eylül ayında da komünist eğilimli "Halk Şûralar Fırkası"nı kurarak şansını bu kez de "Sovyet İşbirlikçiliği"nde dener. Mustafa Kemal, Sakarya Savaşında yenilse, Enver Paşa, Lenin'in sağlayacağı destekle Müslüman askerlerden oluşan bir Kızılordunun başına geçerek Anadolu'ya geçecektir.

Böyle olsaydı Türkiye, bugün bağımsızlığına kavuşan eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olacaktı! Ya da Türkiye bugün Yunan işgalinde kalacak, Mustafa Kemal'e karşı çıkan dinsel çevreler -tıpkı Batı Trakya'daki Türkler gibi- cuma namazlarını Yunan ordusunun kuşattığı camilerde kılmak zorunda kalacaklardı!

Bugün dünyada yaşanan dinsel ve etnik kökenli kargaşalar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ne kadar haklı olduklarını ortaya koyuyor.

Bugün "Kuvvayı Milliyeci" olmak; halkı sivil örgütler ve partiler eliyle örgütlemek ve bütün etnik gruplar arasında ayrım gözetmeksizin aynı yurdun insanları olduğumuz bilincini yerleştirmek ve bu ortak bilinç ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak demektir.

19 Mayıs, ulusal kurtuluşçuluğun, bağımsızlığın, devrimciliğin ve çağdaşlığın ilk adımlarının atıldığı bir "Kuvvayı Milliye günü"dür. Hepimize kutlu olsun!

UĞUR MUMCU
Cumhuriyet Gazetesi, 19 Mayıs 1992

HAYAT BU!

BİR DOSTUM'DAN GELEN OLDUKÇA İLGİNÇ BULDUĞUM MAİLİ PAYLAŞMAK İSTEDİM.

YIL 1910.. FRANSIZLAR YENİ BULUŞLARI OLAN UÇAĞI TANITMAK

> İÇİN TÜM ULUSLARDAN KATILIMCILARI DAVET EDERLER... HERKES

> BÖYLE BİR İCATIN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASI

> NEDENİYLE ŞAŞKIN VE MERAKLIDIR.. .DÖNEMİN OSMANLI

> HÜKÜMETİNE DE KATILIMCI İÇİN HABER GÖNDERİLMİŞ...

> HÜKÜMET İCATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALİ RIZA PAŞA YI

> GÖNDERELİM O MERAKLIDIR DEMİŞLER...VE DERHAL SARAYA

> ÇAĞIRMIŞLAR...KENDİSİNE FRANSIZLARIN BULUŞUNDAN

> BAHSETMİŞLER VE OSMANLI YI TEMSİLEN GİTMESİNİ

> İSTEMİŞLER...ALİ RIZA PAŞA BUNU BİZ YAPMALIYDIK

> DEMİŞ İÇİNDEN HAYIFLANARAK. .. YALNIZ DEMİŞLER PAŞA

> YA DAVET 2 KİŞİLİK YANINA 1 KİŞİ DAHA AL ONU DA SEN

> BELİRLE DEMİŞLER... ALİ RIZA PAŞA BİRAZ DÜŞÜNMÜŞ

> VE BİR DELİKANLI VAR ONU GÖTÜREYİM DEMİŞ...NEYSE ALİ

> RIZA PAŞA VE DELİKANLI PARİS'İN YOLUNU

> TUTMUŞLAR...PARİS'TE OTELE YERLEŞMİŞLER... VE

> BULUŞUN GÖSTERİLECEĞİ GÜN KALABALIK MEYDAN VE PİST

> HERKES MERAKLA BEKLİYOR..DERKEN PİLOT

> HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GİYİYOR BİR DE

> GÖZLÜK TAKIYOR...UÇAK HAVALANIYOR. PARENDELER TAKLALAR

> MANEVRALAR MÜTHİŞ BİR GÖSTERİ... PİSTE İNİYOR...

> ALKIŞLAR ARASINDA İNİYOR UÇAKTAN..HERKES KISKANÇ AMA

> ŞAŞKIN ....BİR YETKİLİ BİR GÖNÜLLÜ

> İSTİYOR..PİLOTUN ARKASINDA ONA EŞLİK EDEBİLECEK

> CESARETİ OLAN.. BİZİM DELİKANLI ATILIYOR.. BEN

> BEN...TAMAM, DENİYOR VE DELİKANLIYA GÖZLÜK VE MONT

> VERİLİYOR...DELİKANLI MONTU GİYİYOR GÖZLÜĞÜ

> TAKIYOR.. KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE İKEN ALİ RIZA

> PAŞA KOLUNDAN TUTUYOR..BOŞVER SEN BİNME BIRAK BAŞKASI

> BİNSİN DİYOR...NEDEN DİYE SORUYOR DELİKANLI BİRŞEY

> Mİ HİSSETTİNİZ.. YOK, SEN YİNE DE BİNME EVLAT

> DİYOR...DERKEN BAŞKASI BİNİYOR UÇAĞA..UÇAK HAVALANIYOR

> DELİKANLI ÖFKELİ PAŞAYA ... PARANDELER.. MANEVRALAR.

> .DERKEN UÇAK ALEV TOPUNA DÖNÜYOR VE PİSTE ÇAKILIYOR..2

> ÖLÜ... DELİKANLI PAŞAYA BAKIYOR HAYRETLER İÇİNDE...

> PAŞA MAĞRUR VE MUTLU BİR İNSANI KURTARDIĞI

> İÇİN...AMA BİR BAŞKASI ÖLMÜŞTÜ....AMA KURTARDIĞI

> BİR İNSAN DEĞİLDİ.... BİR ULUSTU... ÇÜNKÜ DELİKANLI

> MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' TÜ....

*SUNAY AKIN' DAN*

31 Aralık 2008 Çarşamba

DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN!



23 Mayıs
DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN!
AHMET ARİF BAK! BENİM DE MEMLEKETİMİN DAĞLARINA BAHAR GELDİ!




YAYLALARA ,YOLLARA ,YARLARA, YARENLERE BAHAR GELMİŞ!.. PİSİ PİSİLER ÇIKMIŞ ! TEKRAR ÇOCUK OLMUŞUZ ...
GERİ GELMİŞ DÜŞLER
VE ÇOCUKLUK!
DİLEKLER TUTARAK YİNE ÜFLEMİŞİZ ...


HEP ÇİÇEK ÇİÇEK OLSUN DA
DÜŞLER BAHARA ÇIKSIN DİYE ...




19 19 MAYISMIŞ... GENÇLİKMİŞ...UYANMIŞIZ UYKULARDAN KOŞMUŞUZ YAYLALARA..."DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN..."
ÇİÇEKMİŞ HER YER ... GENÇMİŞİK,YEŞİLMİŞİK...
BİZ KIRLARA ,DAĞLARA KARIŞMIŞIK...

19 MAYISMIŞ... GENÇLİKMİŞ...UYANMIŞIZ UYKULARDAN KOŞMUŞUZ YAYLALARA..."DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN..." VE İZMİR'İN BURDUR'UN,DENİZLİ'NİN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇMIŞ...AÇMIŞ DA ŞENLENMİŞ ÜLKEMİN İNSANI ,DAĞI, OVASI. OVASINDA Kİ KARINCASI ,ARISI...BİR 19 MAYIS SABAHI GENÇLİĞİNİN KURTULUŞUNA KARAR VEREN " O GÜZEL ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI"NA DEMİŞİZ Kİ:
"BAHARLA KUTLUYORUZ YURDUN VE GENÇLİĞİN KURTULUŞUNU İÇİMİZ KARARSA DA ŞU GÜNLERDE..! ŞİMDİ HEM BAHAR HEM DE GENÇLİK KUCAKLAR ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARINI..19 MAYISLAR VE BAHAR DÜĞÜNDÜR ,KARŞILAMADIR GÜZEL IŞIKLI GÜNLERE OLAN İNANCIN.




Bahar Şiiri
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi



Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyliyelim bir ağızdan
Ataol Behramoğlu





Kırkikindi Yağmurları

Sabahları aşık değilim dedim
Hakikaten de öyleyimdir
Her sabah rahat, neşeli olurum
Hatta sesime bakmadan türkü söylerim

Herkes gibi işime giderim bende
Çalışmak sanki özlediğim bir şeydir
Sonra yavaş yavaş o aklıma gelir
Havam bulutlanır gitgide
Peşinden koşmaktan yorgun düşerim


Çekilmez olur artık şehir
Bilirim şimdi kırlarda
Bir hayvan sakince suya eğilmiştir
Trenler geçip giderken küçük kuşlar
Durmadan yer değiştirir telgraf tellerinde

Gitsem gezinsem derim limanda
Rıhtım kahvelerinden birinde otursam



Bir şey içsem ve dönsem
Değiştirsem elbisemi,
Yahut uzanıp saatlerce uyusam
Belki bu dertten kurtulurum
Derim ama akşam olur
Gene kapına düşer yolum.

Necati Cumalı

BEYKOZ
HAZİRAN 2007

14 Aralık 2008 Pazar

DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN!

DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN!
AHMET ARİF BAK! BENİM DE MEMLEKETİMİN DAĞLARINA BAHAR GELDİ
YAYLALARA ,YOLLARA ,YARLARA, YARENLERE BAHAR GELMİŞ!..PİSİ PİSİLER ÇIKMIŞ ! TEKRAR ÇOCUK OLMUŞUZ ...
GERİ GELMİŞ DÜŞLER VE ÇOCUKLUK!DİLEKLER TUTARAK YİNE ÜFLEMİŞİZ...HEP ÇİÇEK ÇİÇEK OLSUN DA DÜŞLER BAHARA ÇIKSIN DİYE! 19 19 MAYISMIŞ... GENÇLİKMİŞ...UYANMIŞIZ UYKULARDAN KOŞMUŞUZ YAYLALARA..."DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN..."
ÇİÇEKMİŞ HER YER ... GENÇMİŞİK,YEŞİLMİŞİK...
BİZ KIRLARA ,DAĞLARA KARIŞMIŞIK...

19 MAYISMIŞ... GENÇLİKMİŞ...UYANMIŞIZ UYKULARDAN KOŞMUŞUZ YAYLALARA..."DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN..." VE İZMİR'İN BURDUR'UN,DENİZLİ'NİN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇMIŞ...AÇMIŞ DA ŞENLENMİŞ ÜLKEMİN İNSANI ,DAĞI, OVASI. OVASINDA Kİ KARINCASI ,ARISI...BİR 19 MAYIS SABAHI GENÇLİĞİNİN KURTULUŞUNA KARAR VEREN " O GÜZEL ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI"NA DEMİŞİZ Kİ:
"BAHARLA KUTLUYORUZ YURDUN VE GENÇLİĞİN KURTULUŞUNU İÇİMİZ KARARSA DA ŞU GÜNLERDE..! ŞİMDİ HEM BAHAR HEM DE GENÇLİK KUCAKLAR ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARINI..19 MAYISLAR VE BAHAR DÜĞÜNDÜR ,KARŞILAMADIR GÜZEL IŞIKLI GÜNLERE OLAN İNANCIN.

Bahar Şiiri
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi
Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyliyelim bir ağızdan
Ataol Behramoğlu

KIRKIİNDİ YAĞMURLARI
Sabahları aşık değilim dedim
Hakikaten de öyleyimdir
Her sabah rahat, neşeli olurum
Hatta sesime bakmadan türkü söylerim

Herkes gibi işime giderim bende
Çalışmak sanki özlediğim bir şeydir
Sonra yavaş yavaş o aklıma gelir
Havam bulutlanır gitgide
Peşinden koşmaktan yorgun düşerim
Çekilmez olur artık şehir
Bilirim şimdi kırlarda
Bir hayvan sakince suya eğilmiştir
Trenler geçip giderken küçük kuşlar
Durmadan yer değiştirir telgraf tellerinde
(20.05.2008 BURDUR/Gölhisar-Böğrüdelik Yaylası)
Gitsem gezinsem derim limanda

Rıhtım kahvelerinden birinde otursam
Bir şey içsem ve dönsem

Değiştirsem elbisemi,
Yahut uzanıp saatlerce uyusam
Belki bu dertten kurtulurum
Derim ama akşam olur
Gene kapına düşer yolum.
Necati Cumalı

23 Mayıs 2008, 19:11' de kaleme alınmıştır.