31 Mayıs 2009 Pazar

MAYIS'A SIĞDIRDIKLARIM

MAYIS'A SIĞDIRDIKLARIM!
Koşaradım geçiyor hep hayatım koşar adım...Bekliyor çevremdekiler bir umutla durulmamı oysa iç dünyam dinginleştikçe yapmak istediklerim belirginleşiyor.Ve görüyorum ki birden bire otuz olmuşum bir gün bakacağım ki birden kırk ,elli, atmış....Eee şimdilik beni yapmak istediklerimi ertelememe neden olacak kadar iyi bir neden yok hayatımda...İnsan kurduğu bir aile,bir bebek için feragat edebilir bazı şeylerden...Şükür ki güzel bir ailenin içine doğmuş olmakşansından kaynaklı hazırda sahip olduğum ailem de var. O halde bir gün kurmayı ümit ettiğim aile'm olana dek tam gaz yola devam...Aksini yapamam ki ben...8.30 17.00 mesai gel eve yemek, bulaşık, ütü...Tamam güzel bunlarda elbette hatta zaman zaman keyifli.. Özlüyorum bu ev hallerimi de amma velakin rutin olan bişeyler dürtüyor içimde bir yerleri. Ve sıradan olmasın hiç bişey diye kendime yeni stres alanları açıyorum habire.Bir şeylerin biteceğini hissettiğimde bir B planım, alternatif bir aktivitem olmalı benim...Zaman zaman "çöl" addettiğim, mesleki tükenmişliğimi hızla artıran, iş ortamıma nasıl dayanacağım.Hatta inatla, toplu bir çıldırmışlık ve üç kağıtçılık halinde olduklarını düşündüğüm aklı evvel insanlara nasıl katlanacağım.Ve sevgili yüreği büyük,miniklerime sakinliğimi muhafaza etmeye çalışarak zaman zaman sesimde ve bedenimde oluşan titremeleri kontrol altına alarak cevap vereceğim. Beni delirten saçmalıklara ,haksızlıklara,işgüzarlıklara, tutarsızlık ve bencilliklere ...herşeye meydan okumamı sağlayan enerjiyi nasıl bulacağım... ancak kendime böyle vahalar yaratarak kurtarabiliyorum.Nefes aldığım yerler yaratmam gerek. sıkılırsam biterse yeni başlangıçlar yapmak için sürekli gözlerim arıyor. Aslında kendimi arıyorum... İçimdeki benlerle uğraşıyorum...Tüm derdim kendimim. Kendimle yarılıyrum ve en büyük rakibim ve en acımasızı beni en çok yıpratanı...
Çok zordu bu senem iş açısından...Öğretmenlik hayatımın en sorunlu sınıfıydı...16 oğlum ve 4 kızım vardı.Böcekler çoktu çiçekler azdı. Ama onlar benim uğurumdu ve baktım ki çocuklarım uğur böceklerini çok seviyor.Oldu sınıfımın adı Uğur Böcekleri...Tabii ki herşey uğurla başlamadı.
Oldukça ilginç bir sınıf profilim vardı... Ne kadar psikolojik ve davranış problemi, olan çocuk varsa bendeydi sanki.Ben çekiyorum zoru.Zorla uğraşmayı severimde kardeşim bu kadar zor çocuk benim bünyeme de ağır geldi el insaf. Neden bu yazıyı yazıyorum ve neden geçmiş zaman kullanıyorum diye düşündüm birden anladım ki 15 gün sonra bunca emek verdiğim gecelerce uykularımı kaçıran çocuklarımdan ayrılıyorum.Benim minkler büyüdüler bir anlam da büyümelerinin şerefine okul öncesi eğitim şenliğimizi ve okul kermeslerimizi de 23 Nisan da n sonra kutladık.Veda zamanı yaklaşıyor. Yüreğime ayrılık sızısı çöktü...Ve şimdiden seneye gelecek yumurcakların heyecanı ve tedirginliği var.Ne olur böyle bir sınıfı tekrar nasip etme Tanrım.Çünkü ;kalmadı enerjim.Tükendim bu sene ...Artık hörküçten kullanıyorum .Ancak okul bitimine kadar yetecek kadar dermenım kaldı...
Pek çok anne bana gelir ve bazen durduk yerde "Hoc'anım sen de çocukları çok seviyorsun ama; bizim kadar sevemesin" derler.Bana anneliğin öğretmenlikten önemli bir meziyet olduğunu ispat etmek istercesine.Anne sevgisi ve emeğiyle karşılaştırmak benim ne haddime kimin ne hadine.Hiç düşündüğüm ve kıyaslayabileceğim bişey değil ki ...Hiç anlam verememişimdir gelip de böyle ddiyen velilere.Belki de anne olmaktan kaynaklı hassaiyetten yoğun sevgiden bir Can'ının sevgisini paylaşamama sendromu.Oysa benim onlara olan sevgim ve ilgim.Çok emek verişimden ve çocuk masumuyetine çocuk bakışına aşık oluşum dan ve sadece bir çocuğa onun çocuğuna değil sevgim 9 senedir tüm emek verdiğim o güzel çocuklara."Bir insanı sevmekle başlıyor" gerçekten de harşey. SEVGİ EMEKTEN, EMEK SEVGİDEN GELİYOR. Ve aşığıyım çocuklarımın ve işimin. Bir bakışları ve duruşları yeter!Hele de şimdi nasıl bir güzel oldu benim afacanlar nasıl üzülüyorum. Ve aynı o annenin söyledikleri gibi seneye gidecekleri birinci sınıftaki öğretmenleri benim kadar onları sevemez kollayamaz anlayamaz gibi geliyor.İşte insan emek verdiğine nasıl değer biçiyor...Nasıl yere göğe sığdıramıyor.Beni perişan ettikleri, bitap düşürdükleri, başıma ağrılar soktukları ,trmaladıkları, küfrettikleri,senden nefret ediyorum cadı kadın dediklerini unutarak (bu arada şimdi yazarken farkettimde bana yapmadıklarını bırakmamışlar benim afacanlar bu sene .iyi akıl sağlığımı kaybetmemişim :) .

Son haftalara bir okul kermesi (şöyle bol çalkantılı hazırlıkları olan ve bol şaşalısından,)bir okul öncesi eğitim şenliği , (o da bol dedikodulu bol mesleki kıskançlığı olanından),bir sanat etkinlikleri sergisi,bol kavgalı günler.

Bu sene zor olan aslında çocuklar değildi...İtiraf ediyorum.Anneler... Babalar demiyorum çünkü babalar çocuklarının bütün işlerini öğretmenle görüşmek de buna dahil annelere havale etmeyi daha kolay bulduklarından erkek muhattaplarım yoktu.Ne kadar problemli çocuk varsa o kadar problemli ebeveyn vardır tezmi bu sene bir kere daha doğruladım.Ve tekrar gördüm ki anne baba nasılsa çocukda öyle hiç anne babasını görmesem bile çocuğun ebeveyninin kişilik tahlilini hobi ve fobilerini yapabilirim diye bir iddia sahibi oldum bu sene...Hem cinslerimde göreceli de olsa bilgili,görgülü,kültürlü eğitimli addedilen bir veli profiline sahiptiler.Sorun ne o halde? Dinlemiyorlar,anlamak istemiyorlar, ve fikirler olmadan zikretmeye kalkıyorlar. Doğru bir fikre sahip olayanını doğrı zikri olur mu? Olmuyor. Sonuç kaos.Kaç faciayı ,kavgayı önelmeye çalıştığımı hatırlamıyorum bile.Yani bu konunun özeti şudur: çocuklardan kaynaklı yorgunluğum sene sonunda ben bu pırlantalardan nasıl ayrılcağıma dönüşüyor.Velilerden (Üslupsuzluklarından ,herşeyi bildiklerini sanmalarından kaynaklanan) sıkıntı ohhh kurtuluyoruma dönüşüyor.Allahım sen beni eğitimli cahillerden koru.Bu sene "ben acaba nasıl bir anne olcağım çocuk doğurmayı anne olmayı hak ediyormuyum fobim tavan seviyeye ulaştı.Önümüzdeki yüzyıla kadar bu fobiyi yenebilecek miyim (tabii bunun için atladığım baba adayı olayını saymazsak) şüphelerim var.Korktum açıkcası bu sene...Her gün tedirgin ve tetikte geçirdiğim bir sene idi.
Ama müthiş çocuklarım var.İçlerinden bir ikisinin bilim insanı ,bir kaçtanesinin, mühendis, bir kaç tanesinin de mutlaka güzel sanatlar ve sporla, satrançla aktif olarak ilgilececeklerine eminim.

Bu Mayıs'tan geriye vücudumun alarm sinyalleri kaldı.Yaklaşık 10 günüm hastanelerde geçti.Tıp diline hakim değilim ama; doktorların anlattıklarından yola çıkarak 3 boyun omurumda deformasyon var, sırtımda düzleşme var...Bunların tetiklemesi sonucu boyun fıtığım oluşmuş boynumdan, omuzuma, sırtıma yayılan o feci ağrılarım ve kolumdaki sırtımdaki karıncalaşmalar o yüzdenmiş.Anladımbunu da yine de bir daha MR çektirmek istemiyorum.Boynum kelepçeli, öksürüğümü tutmaya çalışarak, bir taraftan da tabutta olma hissini uyandıran bu tedirgin edici durum beni gerdi.Doktorun ilk sorusu da çok mu gergin ve sinirli birisin oldu?Sen bu işi yap sıkıysa bir saniye arkanı dön ve olacakları izle diyecektim ki yuttum cümlelerimi.Çünkü o gün bahçede arkamı döndüğümde ," topu yerine koy gel" dediğim çocuğun, topunu arkadaşının evine koymaya gittiğini öğrenmiştim. Topu çünkü arkadaşından alıp getirmiş okula benim güzel çocuğum da beni yanlış anlayıp sınıfa değil arkadaşının evine koymaya gitmiş. Ve ben önüme döndüğümde çocuğu göremeyince yüz ifademi düşünün.Rahatsızlığım yoğun stres,yoğun çalışma, sabit uzun süreli durma vs vs. den kaynaklanıyormuş.Tamamen işimden daha da önemlisi kişiliğimden kaynaklanıyor.İkisini de tamamen değiştirmem mümkün değil ama bakacağız artık biraz kendime iyi davranıp mutlu etmeye bakıyorum bu ara.

Bitmedi ...bir de bu seneme damgasını vuran güzel alerjim var.Herkes terketse de alerjim hiç beni terketmiyor.Zaten MR da o yüzden öksürük tuttu ve MR işkence oldu.Onun içinde doktora gittim alerjim astıma çeviriyormuş tıkanmalarım öksürük nöbetlerim bu yüzden oluşuyormuş falan falaln bir ton ilaçla geri döndüm. Şimdi bekleyip tedavinin sonuçalrını göreceğiz.
Mayıs'a başka ne sığdırdım Yaratıcı Drama Kursumda ilk defa yaptığım başarısız liderliksunumu sergilediğim bir dersi...O gün evden çıkarken herşey tersti önceden hazırladığım çıktının birinde yanlışlık ve ksiklik vardı hemen düzelteyim dedim çıktı alırken elektrik kesildi. Panik yaptım aceleyle evden çıktım planlarımı unutmuşum aceleyle .Kursta hoca gelmeden planların çıktısını almaya çalışırken yazıcıyı çalıştırmakda zorlandım.Sonra neyse başlayacağım derse bilgisayar virüslü olduğu için müzikleri açmadı, benim heyecanım yaptımı tavan .Sonra herşeye rağmen başladım ama kendimde değilim çünkü aldığım plan çıktıları ilk karalama yaptığım çıktılar son düzeltmeleri evdeki bilgisayarımda kalmış flashtan karalamaları öılarmışım ve hocalarda düzeltilmemiş halleri var işte bu şekilde ders bitti ama ben kopçaları koyverdim ..Bütün günlerdir yaşadığım stresi bir çırpıda orda boşalttım koşaradım uzaklaştım karizmayı çizdirmemek için ama olan olmuştu benim göz yaşlarım görünmesin diye taktığım güneş gözlüğünden bile taştı.İşte böyle bir bulut misali dolaştım bir kaç gün..Vay be ne ağlarmışım dedim ne ağlarmışım tüm ağlamalarımı biriktirmişim de o gün taşmıuşım.Çok ağrıma gitmiş bu başarısız denyimimi kendime yakıştıramamışım .İşte öyle abuk bir uygulamave insani bir zaafiyet geçirip ne kadar kötü öğretmenlik yapabileceğimi gördüm.Ve Yüksek lisanstaki panik, sakar, herşeyi çorba eden anasınıfı öğrencisi hallerim geri geldi...Medeni cesaretime ve öğretmneliğime güvenen ben birden kendimi yağmurda tüyleri dökük bir kedi yavrusu gibi hissettim ve böyle hissetmeyli uzun yıllar oldu.Heyecan hep dert hayatımda . Bazen inanılmaz soğukkanlıyken bzazen tansiyonumu 5 ' e düşüren bu durum neden? Hep sorgulamaktayım o sakin insan ben o heyecanlı herşeyi eline yüzüne bulaştıran ben? N e kadar çok ben var? hangisiyle uğraşayım.Bir kaçından istifa etmek mi gerek?Şimdilik sahalara veda etmek niyetinde değilim projemi yapmadan jubile yapmak istemiyorum.Bakalım deneyip göreceğim .Bir kaç pratikle aşarım diye düşündüğüm bir durum.
Ama son Yaratıcı Drama dersinde çok duygulandım.Nasıl güzel insanlar var Drama grubumda ...Öyle güzel insanlar ,model aldığım insanlar olmasa hayata tutunmak zor olurdu . Aidiyet duygumu pekiştiriyorlar; kaybolmuş, kaybetmiş hissetiğimde kendimi.Cennetle cehennemi arasında geçişleri çok yaşıyorum bu ara.5.kur bitti o gün! Molalarla beraber yaklaşık 3,5 sene...Ama aslında her bitiş yeni başlangıç değilmidir?Ne kadar güzel arkadaşlarım ,hatta dostlarım oldu.Şimdi hepsi için "uğur olsun diye" ayrı ayrı yusufcuk kuşları gönderiyorum yüreğimden.(Bir tanesini Tünay Hoca'nın boynuna kondurduk, zerafetine yakışır diye bir inciyi de Sıdıka Hocam'a kondurduk.Yüzlerinde ki dostluk,sevgi ifadesi hepimize bulaştı .)Mayıs'a dair güzel anlarımdandı hep hatırlayacağım.

Bu ayda yaşanılan en güzel günler " Gümüş Annem"le yaşadıklarımdı.Gümüş kadın yanıma geldi .Beraber baş başa bir hafta geçirdik.Çok özlemişiz.Herkesin annesi gibi benim anamda çok güzel bir insan!Yerdirdi içirdi elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadı yine !Evim eve benzedi midem bayram etti!Laf aramızda ikimizde spora başlamaya karar verdik bir de daha az yemek yiyeceğiz.Bunun için yazın çirkin yemek yapması gerek Gümüş Hanım yaz hazırlığına şimdiden başlamış bahçeye dikilmedik sebze meyve bırakmamış ki!Nerelere koysam ne yapsam onun için az!Dünya tatlısı , içi ışıklı huzur veren o güzel kadınla yüreğimiziaçtık birbirimize dertleştik konuştuk!Hiç konuşmasam ,hiç görmesemde yüreğimin en kuytularını bile anlar.Ela gözlerindeki yeşil hareler var ;benim yüreği güzel gözleri güzel anamın.O gözler nasıl aydınlık bakıyorsa içime huzur veriyor.Elinin her değdiği yer çiçek oluyor.Çiçek çiçek etti evimi, yüreğimi...Ne iyi geldin annem!Giderek sana mı benziyorum babama çok benzediğimi söylerlerken.Bildiğim tek şey giderek ikinize de benziyorum.Yaşamda güzel izler bırakmak istiyorum size yakışır olmak için tüm derdim bu!Yaşam da ben de izler bırakıyor ama söz daha az yoracağım ve bu ara en azından daha iyi davranacağım kendime.Ve bu yaz daha çok vakit geçireceğim sizinle.


19 Mayıs 2009 Salı

GÜLE GÜLE GÜNEŞ KADIN...


GÜNEŞ KADIN...

Nasıl bu kadar onurlu, dimdik ,sakin,kararlı olunur....Nasıl her daim bir ceylan gibi naif ,bir kaplan gibi cesursun...Sen nasıl bir güzel kadınsın,nasıl bir direnç çiçeğisin ki ;son ana kadar o solgun yüzüne kırmızı bir ruj sürmeyi ,o yorgun boynuna bir fular takmayı hiç ihmal etmedin.Nasıl bir iradesin ki hiç üslubunu bozmadan ,kendini ve hedefini -anlamak istemeyenlere, hatta kıt anlayışlılara- anlattın "çağdaş duruşu"...Yaşamda ki duruşun yaşamda ki duruşumdur.Soğuğa ,kara kışa rağmen en inatçı ayazlarda dahi kardelen kardelen açacağım ...Şimdi yapmaya çalıştığım gibi gelecekte de, yeni kardelenlere kanat olacağım gücüm yettiğince Güneş Kadın! Yattığın yer papatyalardan halı olsun! Baktığın ufuklar, ışığınla güneş olsun!
video

...duydum ki severmişsin papatyaları ve Zeki Müren'i...

18 Mayıs 2009 Pazartesi

MAYIS'A SIĞDIRDIKLARIM I

video
Mayıs'a sığdırdığım en güzel ezgilerden biri bu ay bu ezgiyi çok dinledim. Diğerlerini vaktim oldukça atacağım.

14 Mayıs 2009 Perşembe

ANI OLAN HAFTA SONU'MDAN ANLAR

9-10 ,mayıs,2009-Hafta sonu...
Yeni bir hafta sonuna girmeden, geçen hafta belleğimde ve yüreğimde iz bırakanları - bırakılanlar olmasın diye- anılanlar kategorisine dahil etmek istedim.Yaşam anlar toplamıysa anlaşılmak için anmak lazım dedim.Soluğu blogda aldım. O halde kaydetmek gerek çokça yüreklere...gönüllere , sayfalara bazen bir sanal aleme.İşte hafta sonu güncem...














Cumartesi erkenden kalktım,hazırlandım.Doğru Doğan Cüceloğlu'nun okul öncesi eğitim öğretmenleri ve çocuklar konulu -bence bol kahkahalı ,bol düşündürücü sohbet- büyüklerimizce seminer adı verilen söyleşisine.Çok mutlu oldum çok!Hele de aynı dili konuştuğum meslektaşım, birlikte oluşumuzdan çok keyif aldığım bir arkadaşımla seminerin ve okul öncesi öğretmenliğe dair kritik yapınca.Doğan Hoca seni bir kere daha sevdim! İyi ki varsın!Bana kendimi sorgulattığın için ve başka pencereler açtığın için sağol!
Malum anneler günü! Anne hediyesi yeri o halde "Bayram Yeri" .. Kaleiçi'ne gittik. Esnafın tüm çığırtkanlığına rağmen" buyur abla ,buyur abla ne istersiniz" davetlerini reddedip uzun yıllardır müdavimi olduğum bir dükkandan anneme aldım hediyemi.Arkadaşımdan ayrıldım ama ;yol boyu vitrin seyirlerime, ilgimi çeken herşeyin fiyatını sorma dürtüme engel olamadım.Bu nedenledir ki ;uğramam gereken yerlerin sadece bir kısmına uğrayabilip küçük market alışverişinden sonra varabildim evime... ohhh diyecektim ki diyemedim.Sular ,elektirikler kesik , yemek yok ,evde bir dağınıklık bir perişanlık ve pejmürdelik.Oldu mu şimdi olmadı....Yıllardır aynı semtte aynı sokakta otururum ve yıllardır kazılır (tıpkı yurdumun diğer güzel şehirleri gibi).Ne bitmez alt yapı ve yol çalışması varmış da ben bilmezmişim yapılanları.Sadece kazılanları görebilmekteyim. Bitmedi sıkıntı, yeni başlıyor! Zırrr !telefon ,eyvah kimse gelmesin! "Biz geliyoruz!" Neyse ki gelenler tüm rezilliğime rağmen beni sevenlerden."Şey ,hım bak ev çok kötü, hiç toplamadım bu hafta, kınamayın beni, sular kesik ,yemek yok, minimum beklentiyle gelin" uyarılarından sonra "buyrun gelin bekliyorum". Telefon kapanır.Eee Azizim, o seminer senin bu kurs benim ,şu iş senin bu faaliyet benim, derken yetiş yetişebilirsen..Neyse gelenler dedim ya yakın .Hemen şip şap çay ,bisküvi,çerez...Ve üstüne hoş sohbet...Oh be candan arkadaşlar gibisi yok!İyi ki geldiniz yeniden bu şehre de şenlendirdiniz beni!
Ertesi gün;yani dinlenilesi, uyunulası gün Pazar sabahı...Zırrr ! Bilemediniz bu sefer telefon değil ;çalan telefonun saati.Eee çok ara verildi Yüksek Lisans'tan bu yana çok.Her sene en az bir iki tane şöyle 3- 3,5 saat süren sınavlara girilmeli ,stres olunmalı değilmi ya! Gerçi bu sene "Yaratıcı Drama Kursu"nun son döneminde, olası sınavlara ilişkin kaygımla ,o stresi tekrar kendime hediye etttğimi farkettim.Amma velakin ,kesmedi illa en gerçeğinden olacak.Eh uzun zamandır girmediğim "illa bir sınav şart canım, yoksa nasıl bileceğim seviyemi "mantıklı gerekçeleriyle başvurduğum sınavdı.Evden çıkarken küçük çaplı yetişememe ,kalemin sınavlarda lazım oluşunu unutuluşuyla ilgili bir kriz yaşadım. Neyse ki kalemle gidip yetiştim sınava.Yeni bir sınavı da girilenler hanesine ekledim.Beklediğimden iyiydi.Tabii bir ara, ben daha sayısalın ilk kısmından 5,10 soru işaretlemişken ,herkesin sayısal ikinci kısmı bitirmek üzere oluşunu farketmedim değil.Derin bir nefes alıp üstüne bir şişe su içip öksürük krizine girdim. Salon tozlu muydu bilemem alerjim arttı ya da sınav bende alerji yaptı.Artık bünyem bile kabul etmiyor sınanmayı!Ama sabırlıydı herkes ve benim tüm öksürük serenatıma rağmen çözdüler.Ben de ,boğulur gibi olmama rağmen öksürükten, pes etmedim.Biraz matematiğe baksaydım düşündüğüm puanı alabilirdim sanırım.Ama sözelimin hala iyi olduğunu farkettim .Yeni jenerasyon bana toz yutturur tezimi bir süre dah rafa kaldırıp bir daha ki sefere Gause, karekökler, çarpanlara ayırma gibi konulara göz atıp gideceğim.Aaa bir daha ki sefere dedim duydunuz mu! Aklıma şu güzelim havuz mu ,musluk muydu neyse o soruyu çözmeyişim takıldı. Ben ne havuz problemleri çözerdim ah ah nerde o günler.
Sınavdan çıktım .Anneler günü " Gümüş Annem" e gitmek istiyorum .Ama gidip geldiğime değmeyecek yol.Malum ertesi gün iş günü. İçim sıkıldı. Kocaman bir yarım günüm var .Hiç olmadı uzun zamandır ,böyle yarım gün tatilim. Nerdeyse yedi gün ,yirmidört saat nöbetçiyim.Arada 5,6 saatlik gergin ve bu ara boyun ve sırt ağrılı uykuları saymazsam...
gördüm anne ve yavru kazları ...çok sevdim ben onları...bahar dediğin buzağılı,civcivli,kuzulu, yavrulu olur.Sarı sarı papatya ,açılmış tomurcuk olur.Bulut bulut yumuşacuk olur.Masalsı bir hava olur...
























Karahayıt'a kuşbakışı


Neyseki "Canımın içi" yetişti imdadıma ayaküstü karar verilen bir" tatil piknik".Söylemesi ne hoş" tatil piknik" Kocaman bir yarım gün!Vay canına! İnsan neler yapmaz ki!Hemen yol üstü bir marketten alalacele alınan bir şeyler.Kararsızlıkla dolaşılan keloğlan misali dere tepe ,yakın koru ,ağaçlık, köyler.Bir huysuzluk ve aksilik timsali hallerden sonra...Bulununca çok mutlu olunan ,seyirlik bir tepede ki zeytin ağacı gölgesi... Güzelce kurduk ve kurulduk sofraya...salatalık ,domates bolca yeşillik ,kızarmış tavuk,içecek, temiz hava,kır eee bundan iyisi şamda kaysı...iştahla yenilen yiyecekler..








Sonra seyredilen bulut bulut gökyüzü...Pamuk şeker gibi... Baktıkça hafifledim sanki.Bulutlar elimi uzatsam çekip alsam yumuşacıkdolasam sarsam kendime dedim ya da asılsam tutunsam gezsem onlarla...Bitince seyyah bulut olma keyfim ;ot, çiçek ne varsa çektik, hemen yakındaki afyon tarlasınını açık-koyu mor çiçeklerinden kendimizi alamadık.Bitince mor çiçek sevdamız kuşbakışı göz kırptık Karahayıt'a. Gün, pamuk pamuk bulutların arasından süzülen ,son ışıklarını akça pakça pamuk taşlara yollarmış Pamukkale'ye...Dönüşte bu güzelliğe tanık olunur da hoşça bir sohbetin yanında bir de bira iyi gitmez mi?Bir mutluluk, bir ışık, pamuk pamuk bulut bende de bir huzur....





Karahayıt,Pamukkale 10,mayıs,2009



EBRULİ

yürüyordum... Baktım....Tüm can sıkıntıma rağmen soluklandım ve çevreme baktım .Ohhh dedim. Sen ne güzel ,ne fettan şeysin bahar...top top kar olmuş da bana gülümsemektesin "gelin çiçek"!
Güzel arkadaşım şakayık dedi...Bilmem şakayık mısın ama şaka gibi bir hoş çiçeksin 'Anneme söyleyeceğim ;seni tez vakitte yetiştirsin ,kokun bütün bahçeye dolsun!

26, NİSAN,2009 Acıpayam

balkondan bir de baktım ki...


Büyüyünce bahçeli bir evim olsun istiyorum! Müstakil bir evde büyümenin güzelliği...İşte bu yüzden baba evine ,anne kucağına sık sık kaçışlarım...

RENK RENK ÇEŞİT ÇEŞİT, DUYGU DUYGU,GARİP BİR KARIŞIM...EKŞİ, TATLI, ACI,TUZLU ..Çok renkli

İŞTE HAYAT BÖYLE EBRULİ BİR ŞEY ! SÖZE NE HACET ,BAS BAS BAĞIRIYOR DOĞA...

benim adım ebruli!

BU ARALAR BENİM ADIM EBRULİ BİRAZ GERÇEK BİRAZ RÜYA... YAŞANILANLARIN NERESİ GERÇEK NERESİ RÜYA... BAZEN ZOR ANLAŞILMAKDA...
...
Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü
...
A.TELLİ

video


12 Mayıs 2009 Salı

AKASYALAR AÇARKEN

Akasyalar açarken...
çocukluğum demek akasyalar ...Mis gibi baharı koklayarak o derin çocukluk uykularından uyanışım... pencereyi açıp da kokuyu içimi doldururcasına çektiğim,adının ne olduğunu babamdan öğrendiğim, salkım salkım ,bembeyaz çiçek açan ağaç demek...pencereden uzansam tutuverecek kadar yakın olduğunu düşündüğüm ama ;yıllar sonra tekrar gittiğimde aradaki mesafenin daha uzak olduğunu farkettiğim eski evin yegane süsü güzel ağaçlar. 5,6 yaşlarındayken oturduğumuz ,dere kenarında ki evin, hemen karşısında akasyalar vardı.Bazı sabahlar babam işe giderken annemle ben penvereden elsallardık ona.O da bize bir dal akasya uzatırdı.Babamın anneme ve bana sevgiyle uzattığı akasyalar hala güzel çocukluğum kokar.Bu yüzden çekti bu koku herhalde beni.


Ninem kurulmuş ağaçların altına bir keyif bir keyif....
Eh bu parkta oturup keyif yapmak ne güzel!akasya kokularını içime çeke çeke örerim ben çorabımı.Sizin başınıza örmüyorum ya ona bakın! bakmayın baharın geldiğine elbet kış da gelir tekrar giyiverirsizniz sıcacık.


AKASYALAR AÇARKEN
Yorgun argın ağır adımlarla bir iş çıkışı ,eve bir an evvel varmayı hedeflerken, birden kendimi mis gibi gelen akasya kokusunun izini sürer buldum.Saptığım ara sokak, akasya ağaçlarının olduğu minik bir parka götürdü beni.Çok sevdim o dingin ,huzurlu parkı ben çok. Dönmezdim ben yolumdan amma beni bu akasya kokusu çekti kendine...duyduğum kokuya, gördüğüm güzelliğe kayıtsız kalmak mümkün mü?.İyi ki de kayıtsız değilim...Böyle fotoğraflar çektim; kokusu gelir mi burnunuza bilemem amma; istedim ki bari görüntüsünü paylaşayım.

video